...

Sosyal Kaygı ve Beğenilmeme Korkusu: Kendimize Fazla mı Yükleniyoruz?

BU YAZIMIZI PAYLAŞIN :

Bir arkadaş buluşmasından çıktınız. Sohbet sırasında herkes konuştu, gülüştü, birbirine sorular sordu ama eve dönerken sizin aklınızda yalnızca söylediğiniz bir cümle kaldı. “Acaba çok mu konuştum?”, “O soruyu sormasam daha mı iyiydi?”, “Beni biraz sıkıcı bulmuş olabilir mi?” diye düşünmeye başladınız. Belki karşınızdaki kişi sizinle tanıştığına memnun olurken siz konuşmanın aksayan yerlerini tekrar tekrar gözden geçiriyordunuz.

Bazen bir sohbetin ardından kendimize verdiğimiz not, karşımızdaki kişinin bize verdiğinden çok daha düşük olabilir. Kendi duraksamalarımızı, heyecanımızı ve söyleyemediklerimizi yakından bildiğimiz için bütün bunların dışarıdan da aynı açıklıkta görüldüğünü varsayabiliriz. Oysa bizim içeriden yaşadığımız deneyimle karşımızdaki kişinin gördüğü şey her zaman aynı değildir. Kendimizi nasıl hissettiğimiz, başkalarının bizi nasıl gördüğünün doğrudan bir göstergesi değildir.

Beğenilme Açığı: “Ben Onu Sevdim Ama O Beni Pek Sevmemiştir”

Yeni tanıştığınız biriyle sohbet ettiğinizi düşünün. Karşınızdaki kişiyi samimi buldunuz, anlattıkları ilginizi çekti ve onunla yeniden görüşmek istediniz. Ancak sıra onun sizin hakkınızda ne düşündüğünü tahmin etmeye geldiğinde aynı sıcaklığı kendinize göstermediniz. “Benimle konuştu ama herhâlde nezaketen devam etti” diye düşündünüz.

Psikolojide bu farklılık, “beğenilme açığı” olarak adlandırılıyor. Boothby ve arkadaşlarının (2018) araştırmalarında insanlar, sohbet ettikleri kişilerin kendilerinden ne kadar hoşlandığını ve birlikte geçirdikleri zamandan ne kadar keyif aldığını olduğundan düşük tahmin etme eğilimindeydi. Başka bir deyişle, karşılarındaki kişide düşündüklerinden daha olumlu bir izlenim bırakmışlardı. Bu eğilim yalnızca laboratuvardaki kısa sohbetlerde değil, farklı tanışma ortamlarında ve birbirini zaman içinde tanıyan kişiler arasında da gözlendi.

Elbette bu bulgu, tanıştığımız herkesin bizi mutlaka beğendiği anlamına gelmiyor. Ancak “Benden hoşlanmadı” düşüncesinin de yalnızca bize çok inandırıcı geldiği için doğru sayılamayacağını hatırlatıyor. Bazen karşımızdaki kişinin değerlendirmesini tahmin ettiğimizi düşünürken aslında kendi içimizdeki eleştirel sesi dinliyoruz.

Sohbet Biter, Kendimizi Eleştirmemiz Devam Eder

Sohbet sırasında bir kelimeyi yanlış söylediniz, anlattığınız hikâyenin sonunu biraz uzattınız ya da bir soruya hemen cevap veremediniz. Eve döndüğünüzde zihniniz tam da bu anları seçip önünüze getirebilir. Karşınızdaki kişinin size sorduğu sorular, ortak bir konuda gülüşmeniz veya sohbetin doğal biçimde devam etmesi ise arka planda kalabilir.

Böyle zamanlarda kendimizi, gerçek bir insanın yapabileceklerinden çok kusursuz bir sohbetin nasıl olması gerektiğine göre değerlendiririz. Hep doğru soruyu soran, hiç duraksamayan, ne zaman konuşacağını ve ne zaman susacağını bilen biri olmayı bekleriz. Karşımızdaki kişiden aynı kusursuzluğu beklemeyebiliriz ama kendi küçük aksaklıklarımızı kolayca büyütebiliriz.

Boothby ve arkadaşlarının (2018) bulguları da insanların sohbet sonrasında kendileriyle ilgili daha olumsuz düşüncelere odaklanabildiğini gösteriyor. Üstelik karşı tarafın ilgisini gösteren işaretler mevcut olsa bile insanlar bu işaretleri kendi değerlendirmelerine yeterince yansıtmayabiliyor. Bazen olumlu bir izlenim bırakmadığımız için değil, bıraktığımız olumlu izlenimi fark edemediğimiz için kendimizden kuşku duyuyoruz.

Spotlight Etkisi: Herkes Gerçekten Bize mi Bakıyor?

Bir toplantıda kelimeleri karıştırdığınızda odadaki herkesin bunu fark ettiğini düşündüğünüz oldu mu? Ya da saçınız istediğiniz gibi görünmediği için bütün gün insanların dikkatinin orada olduğuna inandığınız? Bizim için çok belirgin olan bir ayrıntının başkaları için de aynı ölçüde dikkat çekici olduğunu varsayabiliriz.

Bu eğilim, “spotlight etkisi” olarak biliniyor. Gilovich ve arkadaşlarının (2000) araştırmasındaki bir deneyde katılımcılar, üzerinde dikkat çekici bir ünlü fotoğrafı bulunan tişörtle başka insanların olduğu bir odaya giriyor. Ardından odadakilerin ne kadarının tişörtteki kişiyi hatırlayabileceğini tahmin ediyorlar. Katılımcıların tahmini yaklaşık yüzde 46 iken gerçekte fotoğraftaki kişiyi hatırlayabilenlerin oranı yaklaşık yüzde 23 oluyor.

Buradaki mesele kimsenin bizi fark etmemesi değil. Kendi görünüşümüze ve davranışlarımıza verdiğimiz dikkatin, başkalarının bize ayırdığı dikkatten daha fazla olabilmesi. Siz toplantıda sesinizin titrediği anı düşünürken bir başkası kendi söyleyeceği cümleyi hazırlıyor, diğeri yetiştirmesi gereken işi düşünüyor olabilir. Sizin zihninizde gün boyunca büyüyen bir an, başkasının dikkatinde kısa bir süre yer bulmuş olabilir.

Beğenilme Kaygısı Yakınlık Kurmayı Nasıl Zorlaştırabilir?

Bir sohbetin içinde sürekli “Nasıl görünüyorum?” diye düşündüğümüzde karşımızdaki kişiye ayırabileceğimiz dikkat azalabilir. Söyleyeceğimiz cümleyi zihnimizde tekrar tekrar düzeltirken konuşmanın akışını kaçırabiliriz. Kendimizi rahat göstermeye çalıştıkça daha fazla gerilebilir, sohbetten keyif almak yerine nasıl bir izlenim bıraktığımızı kontrol etmeye başlayabiliriz.

Sosyal kaygıya ilişkin bilişsel açıklamalar, dikkatin kişinin kendi üzerine yoğunlaşmasının ve olumsuz öz değerlendirmelerin kaygının sürmesinde rol oynayabileceğini belirtiyor (Leigh ve Clark, 2018). Bunun günlük hayattaki karşılığı, bir buluşmayı karşılıklı tanışma fırsatından çok başarılı olmamız gereken bir sınav gibi yaşamamız olabilir. Böyle olduğunda küçük bir sessizlik bile “Konuşmayı sürdüremiyorum” düşüncesine dönüşebilir.

Yine de beğenilme açığı veya spotlight etkisi yaşamak, tek başına sosyal kaygı bozukluğu olduğu anlamına gelmez. Bu deneyimler gündelik sosyal etkileşimlerde de ortaya çıkabilir. Burada dikkat edilebilecek nokta, beğenilmeme endişesinin ne sıklıkla yaşandığı ve kişinin istediği ilişkileri kurmasını ne ölçüde zorlaştırdığıdır.

Sohbet Sonrasında Kendimize Daha Dengeli Nasıl Bakabiliriz?

İlk adım, aklımızdan geçen düşünceyle yaşanan olayı birbirinden ayırmak olabilir. “Beni sıkıcı buldu” dediğinizde bunu gerçekten biliyor musunuz, yoksa konuşmadaki bir sessizliği böyle mi yorumluyorsunuz? Karşınızdaki kişinin bir süre susmuş olması gözlemlediğiniz olaydır; sizden sıkıldığı sonucu ise bu olaya verdiğiniz anlamdır. Aynı sessizliğin düşünmek, yorulmak veya ne söyleyeceğini bilememek gibi başka açıklamaları da olabilir.

Bir başka adım, sohbeti yalnızca zorlandığınız anlardan ibaret değerlendirmemektir. Kendinize “Nerede hata yaptım?” sorusunun yanında “Hangi anlarda birbirimizi dinledik?”, “Neye birlikte güldük?” ve “Karşımdaki kişi sohbeti nasıl sürdürdü?” sorularını da sorabilirsiniz. Burada amaç kendinizi her şeyin harika geçtiğine ikna etmek değildir. Yaşananları, olumlu ve olumsuz yanlarıyla daha bütünlüklü görebilmektir.

Sohbet sırasında ise dikkatinizi zaman zaman karşınızdaki kişinin anlattıklarına geri getirmeyi deneyebilirsiniz. “Şu an yeterince ilginç miyim?” sorusu yerine “Onun anlattıklarında neyi merak ediyorum?” diye düşünmek, konuşmaya yeniden katılmanıza yardımcı olabilir. Yakınlık kurmak için her an etkileyici olmanız gerekmez. Merak etmek, dinlemek ve kendinizden bir şey paylaşmak da ilişkinin önemli parçalarıdır.

Beğenilmeme korkusu nedeniyle buluşmaları erteliyor, söylemek istediklerinizi sürekli içinizde tutuyor veya sohbetlerden sonra uzun süre kendinizi eleştiriyorsanız bu deneyimleri bir uzmanla ele alabilirsiniz. Psikolojik danışma sürecinde bu düşüncelerin hangi durumlarda ortaya çıktığını ve ilişkilerinizi nasıl etkilediğini birlikte anlamaya çalışabilirsiniz. Amaç, herkes tarafından beğenileceğinizden emin olmak değil; başkalarının değerlendirmesi belirsizken de kendinizi ifade edebileceğiniz bir alan açmaktır.

Bir Sohbetin Kusursuz Olması Gerekmiyor

Bazen birini en çok çok güzel konuştuğu için değil, yanında rahat hissettiğimiz için yeniden görmek isteriz. Birlikte güldüğümüz küçük bir karışıklık, içtenlikle sorulan bir soru veya dikkatle dinlendiğimizi hissettiğimiz bir an aklımızda kalır. Kendi kusur listemize yazdığımız ayrıntılar, karşımızdaki kişinin sohbetten hatırladıkları arasında hiç yer almayabilir.

Bir sonraki buluşmanın ardından zihniniz konuşmayı yeniden değerlendirmeye başladığında kendinize biraz düşünme payı bırakabilirsiniz. “Kesin kötü geçti” demek yerine “Ben bazı anlarda zorlandım ama onun bu sohbeti nasıl yaşadığını tam olarak bilmiyorum” diyebilirsiniz. Belki de karşınızdaki kişi, sizin düzeltmeye çalıştığınız bütün o küçük ayrıntıların arasında sizinle tanışmaktan keyif aldı.

Kaynakça

Boothby, E. J., Cooney, G., Sandstrom, G. M., & Clark, M. S. (2018). The liking gap in conversations: Do people like us more than we think? Psychological Science, 29(11), 1742–1756. https://doi.org/10.1177/0956797618783714

Gilovich, T., Medvec, V . H., & Savitsky, K. (2000). The spotlight effect in social judgment: An egocentric bias in estimates of the salience of one’s own actions and appearance. Journal of Personality and Social Psychology, 78(2), 211–222. https://doi.org/10.1037/0022-3514.78.2.211

Leigh, E., & Clark, D. M. (2018). Understanding social anxiety disorder in adolescents and improving treatment outcomes: Applying the cognitive model of Clark and Wells (1995). Clinical Child and Family Psychology Review, 21(3), 388–414. https://doi.org/10.1007/s10567-018-0258-5

Call Now Button