Oysa yaşadığımız olaylar çoğu zaman düşündüğümüzden daha fazla katmana sahiptir. Bir insan bizi sevdiği hâlde davranışlarıyla hayal kırıklığına uğratabilir, verdiğimiz bir karar hem doğru hem de zorlayıcı sonuçlar doğurabilir ya da aynı olay iki insan için birbirinden oldukça farklı anlamlar taşıyabilir. Peki, bazılarımız bu farklı ihtimalleri daha kolay görebilirken bazılarımız neden tek bir açıklamaya tutunma eğilimindeyiz?
Bu sorunun yanıtını anlamamıza yardımcı olabilecek kavramlardan biri bilişsel karmaşıklık (cognitive complexity) olarak karşımıza çıkıyor.
Bilişsel Karmaşıklık Nedir?
Bilişsel karmaşıklık, en basit ifadeyle, bir insanı, durumu veya yaşantıyı değerlendirirken birden fazla özelliği ve bakış açısını dikkate alabilme biçimimizle ilgilidir. Buradaki karmaşıklık, zihnimizin sürekli düşüncelerle dolu olması ya da olayları gereğinden fazla analiz etmemiz anlamına gelmez. Aksine, dünyayı anlamlandırırken farklı özellikleri birbirinden ayırt edebilmek ve gerektiğinde bunlar arasında bağlantılar kurabilmek anlamına gelir (Wilkinson & Dewell, 2019).
Örneğin, bir arkadaşınızın doğum gününüzü unuttuğunu düşünün. Böyle bir durumda aklınızdan ilk olarak “Demek ki benim onun için bir önemim yok.” düşüncesi geçebilir. Ancak aynı olaya biraz daha geniş bir açıdan baktığınızda arkadaşınızın unutkan biri olabileceğini, zor bir dönemden geçtiğini ya da sizi önemsemesine rağmen bu konuda özensiz davranmış olabileceğini de fark edebilirsiniz.
Elbette farklı ihtimalleri görmek, yaşadığınız kırgınlığı yok saymanız gerektiği anlamına gelmez. Arkadaşınızın davranışı sizi gerçekten incitmiş olabilir ve bu duygunun anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Bilişsel karmaşıklık tam da bu noktada, hem kendi duygumuzu ciddiye alabilmemize hem de yaşadığımız olayı tek bir açıklamaya indirgemeden değerlendirebilmemize alan açar.
Neden Bazen İnsanları ve Olayları Siyah-Beyaz Görürüz?
Gündelik yaşamda insanları ve olayları kategorilere ayırmak, çevremizde olup bitenleri anlamlandırmamızı kolaylaştırabilir. Ancak bazen bu kategoriler oldukça keskin hâle gelir ve insanları tamamen iyi ya da kötü, olayları başarılı ya da başarısız, ilişkileri ise mutlu ya da mutsuz olarak değerlendirmeye başlayabiliriz. Böyle anlarda iki uç arasında kalan birçok olasılık gözümüzden kaçabilir.
Örneğin, iş yerinde yaptığınız bir sunumun ardından yöneticinizin bazı eksiklikleri dile getirdiğini düşünün. Bu geri bildirimi “Sunumumun geliştirilmesi gereken yönleri var.” şeklinde değerlendirmek yerine “Demek ki işimde yeterince iyi değilim.” sonucuna ulaşabilirsiniz. Böylece belirli bir davranışa yönelik değerlendirme, farkında olmadan kendinizle ilgili çok daha kapsamlı bir yargıya dönüşebilir.
Oysa bir sunumda eksikliklerin bulunması, sunumun hiçbir güçlü yönünün olmadığı anlamına gelmez. Benzer şekilde, bir insanın belirli bir davranışından hoşlanmamak, o insanın bütün özelliklerinin olumsuz olduğu sonucunu gerektirmez. Bilişsel karmaşıklık, bir bütünü değerlendirirken o bütünü oluşturan farklı parçaları da görebilmemize yardımcı olan bir düşünme biçimidir.
Bilişsel karmaşıklık üzerine yapılan araştırmalar, insanları anlamlandırırken kullandığımız zihinsel kategorilerin çeşitliliğine ve bu kategoriler arasındaki ilişkilere dikkat çekmektedir. Kovářová ve Filip (2015), kavramın farklı boyutlarını ele aldıkları derleme çalışmalarında, bilişsel karmaşıklığın yalnızca çok sayıda özelliği fark etmekten ibaret olmadığını, bu özelliklerin nasıl düzenlendiğinin de önemli olduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca daha fazla ihtimal düşünmek değil, farklı ihtimalleri anlamlı bir bütün içinde değerlendirebilmektir.
İlişkilerimizde Bilişsel Karmaşıklık Neden Önemlidir?
İlişkilerimizde yaşadığımız güçlüklerin bir kısmı, karşımızdaki kişinin davranışına yüklediğimiz anlamlarla ilişkili olabilir. Partnerimizin sessizliğini ilgisizlik, arkadaşımızın eleştirisini reddedilme ya da bir yakınımızın bizimle aynı fikirde olmamasını sevgisizlik olarak yorumlayabiliriz. Üstelik bu yorumların bazıları geçmiş deneyimlerimiz nedeniyle bize oldukça tanıdık ve ikna edici gelebilir.
Ancak karşımızdaki insanın davranışları her zaman yalnızca bizimle ilgili değildir. Bir kişi bizi önemserken kendi ihtiyaçlarıyla ilgilenmek isteyebilir, bizi severken bazı konularda bizimle aynı fikirde olmayabilir ya da iyi niyetli olmasına rağmen kırıcı davranabilir. İnsan ilişkilerindeki bu farklı yönleri bir arada görebilmek, karşımızdaki kişiyi yalnızca tek bir davranışı üzerinden tanımlamamamız açısından önemlidir.
Hale ve Delia (1976), bilişsel karmaşıklık ile sosyal perspektif alma becerisi arasındaki ilişkiyi inceledikleri araştırmalarında, diğer insanları daha fazla boyut üzerinden değerlendirebilmenin onların bakış açılarını anlamlandırabilmeyle olumlu yönde ilişkili olduğunu bulmuşlardır. Bu bulgu, ilişkilerde kendi deneyimimizin ötesine geçerek karşımızdaki kişinin dünyasını anlamaya çalışmanın önemini göstermektedir. Bununla birlikte, başka birinin bakış açısını anlayabilmek onun davranışını onaylamak ya da kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçmek anlamına gelmez.
Bir tartışmanın ardından kendimize “O neden böyle davrandı?” diye sormak kadar “Ben bu davranışı neden böyle yorumladım?” diye sormak da değerli olabilir. Çünkü bazen bizi zorlayan yalnızca yaşanan olay değil, o olaya verdiğimiz anlamdır. Farklı bakış açılarını görebilmek, kendi duygularımızı geçersiz kılmadan ilişkilerimizde daha kapsamlı değerlendirmeler yapabilmemize yardımcı olabilir.
Yoğun Duygular Yaşarken Neden Farklı İhtimalleri Görmek Zorlaşır?
Hiç çok öfkeliyken söylediğiniz bir sözün ya da yoğun kaygı yaşarken verdiğiniz bir kararın ardından, “O an başka türlü düşünememiştim.” dediğiniz oldu mu? Bazen yaşadığımız duygular öylesine yoğun olabilir ki dikkatimizi yalnızca bizi rahatsız eden olayın belirli bir yönüne veririz. Sakinleştiğimizde ise aynı durumu daha önce fark etmediğimiz ayrıntılarıyla değerlendirebildiğimizi görebiliriz.
Duygusal olarak zorlandığımız anlarda düşünme biçimimizin değişebilmesi şaşırtıcı değildir. Doroc ve arkadaşları (2025), akut stresin karar verme üzerindeki etkilerini inceledikleri deneysel araştırmada, stresle ilişkili kortizol artışının karar kalitesindeki düşüşle bağlantılı olduğunu ve özellikle zaman baskısının bu etkiyi güçlendirebildiğini bulmuşlardır. Bu çalışma doğrudan kişilerarası bilişsel karmaşıklığı incelemese de yoğun stres altında bazı zihinsel süreçlerin neden zorlaşabildiğini anlamamız açısından önemli bir örnek sunmaktadır.
Dolayısıyla, farklı bakış açılarını değerlendirmekte zorlandığımız her anı düşünme becerilerimizdeki bir eksiklik olarak görmek doğru olmaz. Bazen yaşadığımız duygunun yoğunluğu, içinde bulunduğumuz koşullar ya da kendimizi tehdit altında hissetmemiz de olayları değerlendirme biçimimizi etkileyebilir. Böyle zamanlarda hemen bir sonuca ulaşmaya çalışmak yerine kendimize biraz zaman tanımak, olayın farklı yönlerini görebilmemiz için alan açabilir.
Bilişsel Karmaşıklık Daha Fazla Düşünmek mi, Daha Farklı Düşünebilmek mi?
Bir olayın ardından saatlerce düşünüp yine de aynı sonuca ulaştığınız zamanları hatırlayın. Zihninizde defalarca aynı konuşmayı canlandırabilir, karşınızdaki kişinin neden öyle davrandığını anlamaya çalışabilir veya başka türlü davranmış olsaydınız neler olacağını düşünebilirsiniz. Ancak bütün bu düşünme sürecine rağmen olayın yalnızca tek bir açıklamasına odaklanıyor olabilirsiniz.
İşte burada önemli bir ayrım karşımıza çıkıyor: Çok düşünmek, her zaman çok yönlü düşünmek anlamına gelmez. Bilişsel karmaşıklık, zihnimizde ne kadar fazla düşünce bulunduğundan çok, yaşantıları değerlendirirken ne kadar farklı boyutu fark edebildiğimiz ve bunlar arasında nasıl ilişkiler kurduğumuzla ilgilidir. Örneğin bir tartışmayı defalarca düşünmek yerine, tartışmada hem kendi ihtiyaçlarımızın hem de karşı tarafın ihtiyaçlarının nasıl rol oynadığını değerlendirmek daha kapsamlı bir anlamlandırmaya kapı aralayabilir.
Bu noktada bilişsel karmaşıklıkla yakından ilişkili olan bilişsel esneklik kavramına da değinmek gerekir. Bilişsel esneklik, değişen koşullar karşısında düşünme biçimimizi veya kullandığımız stratejileri uyarlayabilme kapasitemizle ilişkilidir (Uddin, 2021). Bilişsel karmaşıklık ve bilişsel esneklik aynı kavramlar olmasalar da bir duruma ilişkin farklı boyutları görebilmek ve gerektiğinde değerlendirmemizi yeniden gözden geçirebilmek açısından birbirlerini tamamlayan süreçler olarak düşünülebilir.
Olaylara Daha Geniş Bir Açıdan Bakabilmek Mümkün mü?
Bir olayı tek bir açıdan değerlendirdiğimizi fark etmek, düşünme biçimimizi sorgulamaya başlamak için önemli bir adım olabilir. Çünkü çoğu zaman aklımızdan geçen ilk yorumu, yaşadığımız olayın kendisiyle karıştırabiliriz. Oysa bir olayın ne olduğu ile bizim o olaydan ne anladığımız her zaman aynı şey değildir.
Örneğin bir arkadaşınızın sizi bir buluşmaya davet etmediğini öğrendiğinizde, “Beni artık hayatında istemiyor.” diye düşünebilirsiniz. Bu düşünceye eşlik eden üzüntü veya dışlanmışlık hissi oldukça gerçek olabilir. Ancak kendinize “Bu durumun başka hangi açıklamaları olabilir?” sorusunu sormak, ilk yorumunuzun dışında kalan ihtimalleri de değerlendirmenizi sağlayabilir.
Buradaki amaç kendimizi her koşulda olumlu düşünmeye zorlamak değildir. Bazen gerçekten dışlanmış, önemsenmemiş veya haksızlığa uğramış olabiliriz. Önemli olan, yaşadığımız olumsuz deneyimi küçümsemeden, elimizdeki bilgilerin hangi sonuçları desteklediğini ve hangi noktaların henüz belirsiz olduğunu ayırt edebilmektir.
Bilişsel karmaşıklık üzerine çalışan Wilkinson ve Dewell (2019), farklı özellikleri birbirinden ayırt etme ve bunlar arasında anlamlı bağlantılar kurma süreçlerinin önemine dikkat çekmektedir. Bu yaklaşım, gündelik yaşamımızda yalnızca farklı görüşleri fark etmenin değil, bu görüşlerin birbiriyle nasıl ilişkili olduğunu değerlendirmenin de değerini anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bir insanın hem güvenilir hem de zaman zaman dikkatsiz olabileceğini kabul etmek, onu tek bir özelliğe indirgemeden tanımamızı sağlayabilir.
Kendimize Sorabileceğimiz Bazı Sorular
Gündelik yaşamda farklı bakış açılarına yer açmak için kendimize yönelteceğimiz küçük sorularla başlayabiliriz. Özellikle bir olay karşısında hızlıca kesin bir yargıya vardığımızı fark ettiğimizde, o yargının nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmak yararlı olabilir. Bunun için aşağıdaki sorular üzerinde düşünebiliriz:
- Yaşadığım olayla ilgili bildiklerim neler, benim yorumladığım kısımlar neler?
- Bu duruma ilişkin başka hangi açıklamalar mümkün olabilir?
- Aynı olayı yakın bir arkadaşım yaşasaydı ona nasıl yaklaşırdım?
- Karşımdaki kişinin davranışını değerlendirirken hangi koşulları gözden kaçırıyor olabilirim?
- Bir insanın ya da yaşantının birbirinden farklı, hatta çelişkili görünen yönleri aynı anda var olabilir mi?
Bu soruların hepsine yanıt bulmak ya da her olay için mutlaka alternatif bir açıklama üretmek zorunda değiliz. Bazen farklı ihtimalleri değerlendirdikten sonra da ilk düşüncemizin doğru olduğuna karar verebiliriz. Asıl önemli olan, vardığımız sonucun tek mümkün açıklama olduğunu varsaymadan önce başka olasılıklara da bakabilmektir.
Sonuç: Birden Fazla Gerçeğe Yer Açabilmek
Hayat her zaman kesin cevaplardan, birbirinden kolayca ayrılabilen doğrulardan veya tek bir nedene bağlayabileceğimiz yaşantılardan oluşmaz. Bazen bir ilişkide hem mutlu hem de kırgın olabilir, verdiğimiz bir karardan hem memnuniyet hem de pişmanlık duyabilir veya bir insanın bazı özelliklerini severken bazı davranışlarından rahatsız olabiliriz. Bütün bunlar birbiriyle çelişiyor gibi görünse de insan deneyiminin farklı yönlerini oluşturabilir.
Bilişsel karmaşıklık, bu farklı yönleri fark edebilmenin ve birbirleriyle ilişkileri içinde değerlendirebilmenin önemini hatırlatır. Olaylara daha geniş bir açıdan bakmak, her şeyi anlayışla karşılamak, her davranışı mazur görmek ya da kendi duygularımızdan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, kendimizin ve başkalarının deneyimlerini daha kapsamlı biçimde anlamlandırabilmemize alan açar.
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey, yaşadığımız bir olay hakkında daha fazla düşünmek değil, ona biraz daha farklı bir yerden bakabilmektir. Çünkü gördüğümüz ilk açıklama doğru olsa bile, her zaman hikâyenin tamamını anlatmayabilir. Bir olaya başka bir açıdan bakabilmek, yaşadıklarımızı değiştirmese de onları anlamlandırma biçimimizi değiştirebilir.
Kaynakça
Doroc, K., Yadav, N., & Murawski, C. (2025). Acute stress impairs decision-making at varying levels of decision complexity. Communications Psychology, 3, Article 179. https://doi.org/10.1038/s44271-025-00355-x
Hale, C. L., & Delia, J. G. (1976). Cognitive complexity and social perspective-taking. Communication Monographs, 43(3), 195–203. https://doi.org/10.1080/03637757609375932
Kovářová, M., & Filip, M. (2015). Integrating the differentiated: A review of the personal construct approach to cognitive complexity. Journal of Constructivist Psychology, 28(4), 342–366. https://doi.org/10.1080/10720537.2014.994693
Uddin, L. Q. (2021). Cognitive and behavioural flexibility: Neural mechanisms and clinical considerations. Nature Reviews Neuroscience, 22, 167–179. https://doi.org/10.1038/s41583-021-00428-w
Wilkinson, B. D., & Dewell, J. A. (2019). Cognitive complexity: Differentiation and integration in counseling practice and training. Journal of Counseling & Development, 97(3), 317–324. https://doi.org/10.1002/jcad.12271