Bir çocuk dünyaya geldikten sonra evin içinde çok fazla şey değişiyor. Uykular, planlar, sorumluluklar, gündelik rutinler… Daha önce iki kişinin kendi arasında verdiği kararların bir kısmı artık üçüncü bir kişinin ihtiyaçları düşünülerek verilmeye başlanıyor. “Bu gece kim kalkacak?”, “Doktor randevusunu kim alacak?”, “Ekran süresi konusunda ne yapacağız?”, “Ben hayır dedim, sen neden izin verdin?”, “Her şeyi ben söylemek zorunda mıyım?” Bazen tartışma gerçekten bunlardan biriyle başlıyor. Ama biraz daha yakından baktığımızda meselenin yalnızca o akşam çocuğu kimin uyutacağı ya da tablete yarım saat daha izin verilip verilmeyeceği olmadığını görebiliyoruz. Altında daha başka sorular olabiliyor: Bu sorumlulukta gerçekten yalnız mıyım? Eşim beni ebeveyn olarak destekliyor mu? Çocuğumuzla ilgili kararları birlikte mi alıyoruz? Yoksa aynı çocuğu büyüten ama ebeveynlikte birbirinden oldukça ayrı hareket eden iki kişi miyiz?
Psikoloji literatüründe tam da bu ilişkiyi anlatan bir kavram var: birlikte ebeveynlik. Birlikte ebeveynlikle ilgili bence en ilginç noktalardan biri şu: Çocuk sahibi olduğumuzda yalnızca “anne” ya da “baba” olmuyoruz. Aynı zamanda başka biriyle birlikte bir ebeveynlik ilişkisi kuruyoruz.
Eş Olmak Başka, Birlikte Ebeveyn Olmak Başka
Birlikte ebeveynlik, İngilizce literatürdeki adıyla coparenting, çocuğun bakımından ve yetiştirilmesinden sorumlu yetişkinlerin ebeveynlik rollerinde birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını ifade ediyor. Feinberg’in (2003) birlikte ebeveynlik modelinde bu ilişki; çocuk yetiştirme konusunda ne kadar uzlaşabildiğimiz, sorumlulukları nasıl paylaştığımız, birbirimizin ebeveynliğini destekleyip desteklemediğimiz ve aile içindeki etkileşimleri birlikte nasıl yönettiğimiz üzerinden ele alınıyor. Feinberg, birlikte ebeveynliği aile yaşamının merkezi yapılarından biri olarak değerlendiriyor ve bunun hem ebeveynlik davranışlarıyla hem de çocukların uyumuyla bağlantılı olabileceğini vurguluyor.
Buradaki ayrımı önemli buluyorum: Birlikte ebeveynlik, romantik ilişkinin başka bir adı değil. Bir çift birbirini seviyor ve ilişkilerinden genel olarak memnun oluyor olabilir. Ama çocuk konusunda biri diğerinin kararlarını sürekli geçersiz kılıyor olabilir. Ya da çift ilişkisinde bazı sorunlar yaşanırken çocukla ilgili konularda oldukça iyi bir ekip olunabilir. Bu yüzden “İlişkimiz nasıl?” sorusu ile “Ebeveyn olarak ilişkimiz nasıl?” sorusu aynı şeyi sormuyor. Belki de çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin zaman zaman birbirlerine sormaları gereken ayrı bir soru var: “Sence biz nasıl bir ebeveynlik takımıyız?”
Birlikte Ebeveynlik Bazen Çok Küçük Anlarda Görünüyor
Birlikte ebeveynlik deyince akla yalnızca büyük ebeveynlik kararları gelmesin. Bazen oldukça küçük bir anda ortaya çıkıyor. Bir ebeveyn çocuğa “Bugün artık ekran yok.” diyor. Çocuk diğer ebeveyne dönüyor: “Ama biraz daha oynayabilir miyim?” İkinci ebeveyn için bu an aslında yalnızca ekran süresiyle ilgili olmayabilir. Birinci ebeveynin kararını destekleyecek mi? Çocuğun yanında onu geçersiz mi kılacak? Karara katılmıyorsa bunu ne zaman ve nasıl söyleyecek?
Ya da başka bir sahne düşünelim. Çocuk okuldan geldiğinde üzgün. Bir ebeveyn onunla konuşmaya çalışırken diğeri çocuğun yanında “Sen de her şeyi büyütüyorsun zaten.” diyor. Burada yalnızca çocukla kurulan ilişkiyi değil, bir ebeveynin diğerinin ebeveynlik pozisyonuna nasıl karşılık verdiğini de görüyoruz. Bu yüzden birlikte ebeveynliğin kalitesi bazen büyük kararlarımızdan çok, birbirimizin ebeveynliğine verdiğimiz küçük tepkilerde saklı olabiliyor.
Belki de Soru “Kim Daha Çok Yapıyor?” Değil
Ebeveynler arasında sorumluluk paylaşımı konuşulmaya başladığında konu oldukça hızlı biçimde bir hesaplaşmaya dönüşebiliyor. “Ben daha çok ilgileniyorum.”, “Ben çalışıyorum ama.”, “Ben de çalışıyorum.”, “Sen söylediğinde yapıyorum.”, “Zaten sorun da benim söylemek zorunda olmam.” Burada özellikle üzerinde durmaya değer bir ayrım var: Bir işi yapmak ile o işin sorumluluğunu taşımak aynı şey olmayabilir.
Çocuğun doktor randevusuna götürmek bir görevdir. Ama randevunun zamanının geldiğini hatırlamak, uygun günü ayarlamak, hangi doktora gidileceğini düşünmek, sonuçları takip etmek ve gerekiyorsa yeni randevuyu planlamak başka bir yük oluşturur. Benzer şekilde çocuğu okula bırakmak bir görevdir. Ama okuldan gelen mesajları takip etmek, çantadaki eksikleri fark etmek, ertesi gün özel bir etkinlik olduğunu hatırlamak ya da öğretmenle konuşulması gereken bir konu olduğunu düşünmek ebeveynliğin görünmeyen kısmında kalabilir.
Bu yüzden birlikte ebeveynliği yalnızca “Görevleri eşit paylaşıyor muyuz?” sorusuyla değerlendirmek bana biraz eksik geliyor. Belki daha açıklayıcı soru şu olabilir: “Çocuğumuzla ilgili sorumluluğu ikimiz de zihnimizde taşıyor muyuz?” Çünkü “Bana söylersen yaparım.” ile “Bu benim de sorumluluğum.” arasında küçük gibi görünen ama ilişkide oldukça büyük hissedilebilen bir fark var.
Aynı Evdeki İki Ebeveyn Aynı Şeyi Yaşamıyor Olabilir
Birlikte ebeveynlikle ilgili araştırmaların dikkat çekici taraflarından biri de aynı ilişkinin anne ve baba tarafından farklı algılanabilmesi. Bir ebeveyn “Bence gayet iyi paylaşıyoruz.” diye düşünüyor olabilir. Diğeri “Ben söylemezsem hiçbir şey ilerlemiyor.” diye hissediyor olabilir. Birisi “Çocuk konusunda çoğunlukla anlaşıyoruz.” derken diğeri “Aslında anlaşmıyoruz, ben tartışmamak için susuyorum.” diye düşünebilir.
Schoppe-Sullivan ve arkadaşlarının (2023) düşük gelirli 2.915 çiftle yürüttükleri araştırma bu açıdan oldukça ilginç. Araştırmacılar anne ve babaların birlikte ebeveynlik ilişkisini nasıl değerlendirdiğine bakarak dört farklı örüntü belirlediler. Çiftlerin %43,4’ünde anne ve baba birlikte ebeveynlik ilişkisini karşılıklı olarak yüksek kaliteli değerlendirirken diğer gruplarda ilişkinin genel niteliği ve anne-babanın değerlendirmeleri farklılaşıyordu. Araştırmada anne ve babanın birlikte ebeveynliği hem olumlu hem de birbirine benzer biçimde değerlendirdiği gruptaki çocukların sosyal-duygusal uyumu en olumlu düzeydeydi. Ancak anne ve babanın değerlendirmeleri arasındaki her farklılık aynı sonucu vermedi. Birlikte ebeveynliğin orta düzeyde olduğu ve annelerin babalara göre daha olumsuz değerlendirdiği gruptaki çocuklar da görece iyi uyum gösterirken, babaların annelere göre daha olumsuz değerlendirdiği orta kaliteli birlikte ebeveynlik grubundaki çocuklarda en düşük uyum gözlendi.
Buradan “Anne ve baba aynı şeyi düşünmüyorsa çocuk mutlaka olumsuz etkilenir.” gibi bir sonuç çıkarmak doğru değil. Ama bulgu bence önemli bir noktaya dikkat çekiyor: Bizim iyi bir ebeveynlik takımı olduğumuzu düşünmemiz, diğer ebeveynin de aynı şeyi yaşadığı anlamına gelmeyebilir. Belki bu nedenle zaman zaman “Sence ebeveynlik konusunda birbirimizi ne kadar destekliyoruz?” ya da “Benim ebeveyn olarak sana daha fazla destek olabileceğim bir yer var mı?” diye sormak düşündüğümüzden daha kıymetli olabilir.
Çocuğunuz Yalnızca Ona Nasıl Davrandığınızı Deneyimlemiyor
Ebeveynlik konuşulurken çoğu zaman odağımız doğal olarak çocukla kurduğumuz ilişkiye gidiyor. Çocuğumu dinliyor muyum? Sınır koyabiliyor muyum? Duygularını kabul ediyor muyum? Onunla yeterince zaman geçiriyor muyum? Bunların hepsi önemli. Ama çocuk aynı zamanda anne ve babasının birbirlerinin ebeveynliğine nasıl karşılık verdiği bir aile ortamının içinde büyüyor.
Örneğin “Git annene sor.”, “Annen zaten hiçbir şeye izin vermiyor.”, “Ben izin verirdim ama baban istemiyor.” gibi cümleler bazen oldukça sıradan görünebiliyor. Fakat çocuk tekrar tekrar ebeveynler arasındaki anlaşmazlığın içerisinde bir pozisyona yerleştirildiğinde burada farklı bir süreç ortaya çıkabiliyor. Birlikte ebeveynlik literatüründe bununla ilişkili kavramlardan biri üçgenleşme. Teubert ve Pinquart’ın (2010) 59 araştırmayı bir araya getirdikleri meta-analiz, birlikte ebeveynliğin neden yalnızca anne ve baba arasındaki bir mesele olarak görülmemesi gerektiğini gösteriyor. Araştırmacılar iş birliği, uzlaşma, çatışma ve üçgenleşme gibi birlikte ebeveynlik boyutlarını; çocukların içe yönelim ve dışa yönelim belirtileri, sosyal işlevselliği ve bağlanması gibi sonuçlarla birlikte değerlendirdiler. Araştırmada etkiler genel olarak küçük olmakla birlikte, birlikte ebeveynliğin çeşitli boyutlarının çocukların psikolojik uyumuyla anlamlı biçimde ilişkili olduğu ve bazı ilişkilerin bireysel ebeveynlik davranışları ya da çift ilişkisinin niteliği dikkate alındığında da devam ettiği görüldü.
Buradan “Ebeveynler tartışırsa çocuk mutlaka problem yaşar.” gibi bir sonuç çıkarmak elbette doğru olmaz. Araştırmanın söylediği bundan daha incelikli. Çocuğun gelişimini anlamaya çalışırken yalnızca annenin ve babanın çocukla ayrı ayrı kurduğu ilişkiye değil, ebeveynlerin çocuk yetiştirirken birbirleriyle nasıl çalıştıklarına da bakmak gerekebilir. Yani “Nasıl bir anneyim?” veya “Nasıl bir babayım?” sorularının yanına bir soru daha ekleyebiliriz: “Biz birlikte nasıl ebeveynlik yapıyoruz?”
İyi Birlikte Ebeveynlik Her Konuda Aynı Fikirde Olmak mı?
Sanmıyorum. Hatta böyle bir beklenti çok gerçekçi de değil. Çünkü iki kişi ebeveyn olurken yalnızca bugünkü düşüncelerini getirmiyor. Kendi çocukluklarını da bir miktar beraberlerinde getiriyorlar. Birinin ailesinde kurallar oldukça katı olabilirken diğerinin ailesinde sınırlar daha esnek olabilir. Bir ebeveyn çocuğun düşüp kalkarak öğrenmesi gerektiğini düşünürken diğeri onu korumaya daha fazla ihtiyaç duyabilir. Birisi akademik başarıyı çok önemserken diğeri çocuğun daha özgür büyümesini önemseyebilir.
Bu farklılıkların olması birlikte ebeveynlik ilişkisinin kötü olduğu anlamına gelmez. Bence asıl belirleyici yer şurası: Farklı düşündüğümüzde birbirimize ne yapıyoruz? Birbirimizi çocuğun yanında küçümsüyor muyuz? Diğer ebeveynin koyduğu sınırı hemen ortadan mı kaldırıyoruz? Çocuğun bizi “daha iyi ebeveyn” olarak görmesini sağlamaya mı çalışıyoruz? Yoksa “Ben bu konuda farklı düşünüyorum ama bunu sonra konuşalım.” diyebiliyor muyuz?
İyi birlikte ebeveynlik çatışmanın hiç olmadığı bir ilişki değil. Belki daha doğru ifadeyle: Çatışmanın ebeveynlik takımını sürekli dağıtmadığı bir ilişki.
Türkiye’den Bir Araştırma: Birlikte Ebeveynlik Çocukların Uyumu ile Nasıl İlişkili?
Birlikte ebeveynlik ile çocukların gelişimsel uyumu arasındaki bağlantıyı Türkiye bağlamında inceleyen güncel çalışmalardan biri, benim de araştırmacıları arasında bulunduğum Özdemir, Aksu, Seyhan ve Sağkal’ın (2026) araştırması. Araştırmada Türkiye’nin kentsel ve kırsal bölgelerinden 1.206 çocuk ile bu çocukların 1.206 annesi ve 1.206 babasından elde edilen veriler incelendi. Birlikte ebeveynliğin yanı sıra aile çatışması, aile bütünlüğü, olumlu ve olumsuz ebeveynlik davranışları ile çocukların sosyal, duygusal, davranışsal ve okul uyumları ele alındı.
Araştırmanın dikkat çekici bulgularından biri, hem anne hem de baba verilerinde destekleyici birlikte ebeveynliğin daha düşük aile çatışması, daha yüksek aile bütünlüğü ve daha düşük olumsuz ebeveynlik davranışlarıyla ilişkili olmasıydı. Anne verilerinde destekleyici birlikte ebeveynlik sosyal, duygusal, davranışsal ve okul uyumuyla doğrudan anlamlı ilişkiler gösterirken; baba verilerinde doğrudan anlamlı ilişkiler özellikle duygusal ve okul uyumunda ortaya çıktı. Ayrıca olumsuz ebeveynlik davranışları ve bazı modellerde aile çatışması, birlikte ebeveynlik ile çocukların bazı uyum alanları arasındaki dolaylı ilişkilerde rol oynadı. Buna karşılık aile bütünlüğü bu modellerde anlamlı bir aracı değişken olarak ortaya çıkmadı.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Bu araştırma korelasyonel bir çalışma. Dolayısıyla “Anne ve baba iyi bir ebeveynlik takımı olduğunda bu durum çocukta doğrudan şu sonucu yaratır.” şeklinde bir neden-sonuç ilişkisi kuramayız. Ama ortaya çıkan tablo aile içinde birbirinden tamamen bağımsız ilişkiler olmadığını düşündürüyor. Çocuk yalnızca annesiyle kurduğu ilişkinin ve babasıyla kurduğu ilişkinin toplamında büyümüyor; aynı zamanda ebeveynlerin birbirleriyle ilişki kurduğu bir aile sisteminin içinde büyüyor.
Birlikte Ebeveynlik Çocuk Doğmadan Önce Başlayabilir mi?
Çiftler çoğu zaman ebeveynliği çocuk doğduktan sonra öğrenilecek bir şey gibi düşünüyor. Elbette çocuk dünyaya geldikten sonra deneyim bize çok şey öğretiyor. Ama bazı konuşmaların bebek doğmadan önce başlaması mümkün. Gece bakımını nasıl paylaşacağız? Aileler ne kadar dahil olacak? Birimizin ebeveynlik konusunda diğerini eleştirdiğini hissettiği bir durumda bunu nasıl konuşacağız? Çalışmaya dönüş süreci nasıl olacak? Birimiz çok yorulduğunda bunu nasıl fark edeceğiz?
Bu nedenle ilk çocuklarını bekleyen çiftlerle yürütülen ve Özdemir, Seyhan, Şakiroğlu, Sağkal, Aksu ve Yılmaz Hiğde (2024) tarafından etkililiği test edilen Birlikte Ebeveynliğe Geçiş Programı (BEGEP) bu süreci desteklemeyi amaçladı. Araştırmada 35 çift yer aldı ve beş oturumdan oluşan programın etkisi deney ve kontrol gruplarından alınan ön test, son test ve izleme ölçümleriyle değerlendirildi. Bulgular programın çiftlerin birlikte ebeveynlik düzeyleri üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisinin olduğunu gösterdi. Buna karşılık romantik ilişki kalitesi, depresyon ve kaygı düzeyleri üzerinde anlamlı bir etki bulunmadı.
Buradan “Birlikte ebeveynlik çift ilişkisinden tamamen bağımsızdır.” gibi bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Ama programın özellikle hedeflediği birlikte ebeveynlik alanında değişim görülmesi önemli. Bence çalışmanın asıl ilginç tarafı da burada. Birlikte ebeveynlik yalnızca çocuk doğduktan sonra sorun çıktığında üzerinde durulacak bir konu olmak zorunda değil. Çiftler daha bebek dünyaya gelmeden “Biz nasıl bir ebeveynlik takımı olmak istiyoruz?” sorusu üzerine düşünmeye başlayabilir.
“İyi Anne-Baba” Olmaya Çalışırken Birbirimizi Unutuyor Olabilir miyiz?
Çocuk sahibi olduktan sonra çiftlerin bütün dikkatinin çocuğa kayması oldukça anlaşılır. Çocuğun iyi olması, doğru beslenmesi, gelişiminin takip edilmesi, güvende olması… Ama bazen herkes çocuğa bakarken kimse ebeveynlerin arasındaki ilişkiye bakmıyor.
Bir ebeveyn giderek daha fazla sorumluluk alıyor. Diğeri giderek daha fazla geri çekiliyor. Biri “Zaten her şeyi ben yapıyorum.” diye öfkeleniyor. Diğeri “Ne yapsam yanlış buluyor, artık karışmıyorum.” diye düşünüyor. Böylece bir döngü oluşabiliyor. Biri daha fazla kontrol ettikçe diğeri daha az sorumluluk alıyor. Diğeri daha az sorumluluk aldıkça birincisi “Gördün mü, gerçekten her şey bana kalıyor.” diye düşünüyor ve daha fazla kontrol ediyor.
Bir süre sonra iki kişi de karşısındaki kişinin davranışında kendi düşüncesinin kanıtını görmeye başlayabiliyor. Biri için “Ona güvenemem.”, diğeri için “Zaten bana alan bırakmıyor.” Bu durumda “Hangisi haklı?” sorusundan önce başka bir soru sormak daha açıklayıcı olabilir: “Biz ebeveyn olarak birlikte nasıl bir döngü yaratıyoruz?”
Çünkü bazen problem tek bir kişinin davranışında değil, iki kişinin davranışlarının zaman içinde birbirini nasıl beslediğinde ortaya çıkıyor.
Kendi Birlikte Ebeveynlik İlişkinize Bakabilir misiniz?
Bu yazıyı okurken kendi ebeveynlik ilişkinizi düşündüyseniz küçük bir gözlem yapabilirsiniz. Son bir haftayı düşünün ve çocuğunuzla ilgili stresli bir an seçin. Sabah okula yetişmeye çalıştığınız bir an, uyku saati, ders çalışma konusu, yemek yememe, ekran süresi ya da çocuğun öfkelendiği bir durum olabilir.
Önce ne olduğuna bakın. Sonra kendinize şunları sorun: Ben o anda ne hissettim? Eşimden ne bekledim? Bu beklentimi açıkça söyledim mi, yoksa onun anlamasını mı bekledim? Ben nasıl davrandım? Eşim ne yaptı? Onun davranışına ne anlam verdim? Benim davranışım onun sonraki tepkisini nasıl etkilemiş olabilir?
Ve son olarak: Bu olayda gerçekten yalnızca çocukla ilgili bir sorun mu yaşadık, yoksa ebeveynlik ilişkimizdeki başka bir hassasiyet mi ortaya çıktı?
Belki mesele yalnızca çocuğun tableti bırakmaması değildi. Belki altında “Yine bütün sınırları ben koyuyorum.” duygusu vardı. Belki mesele çocuğu kimin uyutacağı değildi. Belki “Ben yorulduğumda beni fark etmiyorsun.” duygusuydu.
Bazen tartışmanın konusu çocuk olsa da tartışmanın taşıdığı anlam ebeveynlerin arasındaki ilişkide başka bir yere dokunabiliyor.
Aynı Fikirde Olmak Değil, Aynı Takımda Kalabilmek
Birlikte ebeveynlik kavramını ilk duyduğumuzda biraz ideal bir ebeveynlik tablosu canlanabilir. Her konuda anlaşan, görevleri kusursuz biçimde paylaşan, hiç çatışmayan iki ebeveyn… Ama gerçek aile yaşamı böyle işlemiyor. İnsanlar yoruluyor. Fikir ayrılıkları oluyor. Bazen bir kişi daha fazla sorumluluk taşıyor. Bazen yanlış anlaşıyoruz. Bazen çocuğun önünde söylemememiz gereken bir şeyi de söyleyebiliyoruz.
Birlikte ebeveynliği düşünmenin amacı kusursuz bir ekip olmaya çalışmak değil. Bence daha önemli olan, bu anları fark edebilmek ve tekrar tekrar aynı takımın içine dönebilecek bir yol bulabilmek.
Çünkü iyi birlikte ebeveynlik “Her konuda seninle aynı fikirdeyim.” demek değil. Bazen “Bu konuda seninle aynı düşünmüyorum ama seni çocuğumuzun karşısında yalnız bırakmayacağım.” diyebilmek. Bazen “Bunu hep senin takip ettiğini fark ettim.” diyebilmek. Bazen “Ben yardım ettiğimi düşünüyordum ama sorumluluğu aslında sen taşıyormuşsun.” diye görebilmek. Bazen de “Biz bu konuda ne zaman karşı karşıya geliyoruz?” diye merak edebilmek.
Belki birlikte ebeveynlik üzerine düşünmeye başlamak için sorulabilecek en temel soru da bu:
Çocuğumuzu aynı evin içinde iki ayrı ebeveyn olarak mı büyütüyoruz, yoksa bütün farklılıklarımıza rağmen yeniden aynı takımda buluşabiliyor muyuz?
Psikolojik danışma sürecinde de ebeveynlerin çocuk yetiştirme konusunda yaşadıkları tekrar eden çatışmalar, sorumluluk paylaşımı, birbirlerinin ebeveynlik rollerine verdikleri tepkiler ve bu etkileşimlerde oluşan döngüler birlikte ele alınabilir.
Kaynakça
Feinberg, M. E. (2003). The internal structure and ecological context of coparenting: A framework for research and intervention. Parenting: Science and Practice, 3(2), 95–131. https://doi.org/10.1207/S15327922PAR0302_01
Özdemir, Y., Aksu, G., Seyhan, A. G., & Sağkal, A. S. (2026). Coparenting and children’s developmental adjustment: Exploring direct and indirect pathways. International Journal on New Trends in Education and Their Implications, 17(1), 21–36.
Özdemir, Y., Seyhan, A. G., Şakiroğlu, M., Sağkal, A. S., Aksu, G., & Yılmaz Hiğde, A. (2024). Birlikte Ebeveynliğe Geçiş Programı’nın ebeveynlerin birlikte ebeveynlik ilişkisi, romantik ilişki kalitesi, depresyon ve kaygı düzeyleri üzerindeki etkisi. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 24(65), 663–697. https://doi.org/10.21560/spcd.vi.1458891
Schoppe-Sullivan, S. J., Wang, J., Yang, J., Kim, M., Zhang, Y., & Yoon, S. H. (2023). Patterns of coparenting and young children’s social-emotional adjustment in low-income families. Child Development, 94(4), 874–888. https://doi.org/10.1111/cdev.13904
Teubert, D., & Pinquart, M. (2010). The association between coparenting and child adjustment: A meta-analysis. Parenting: Science and Practice, 10(4), 286–307. https://doi.org/10.1080/15295192.2010.492040