...

Neden Hep Benzer İlişkiler Yaşıyoruz? Tekrarlayan İlişki Döngülerini Anlamak

BU YAZIMIZI PAYLAŞIN :

Bazen bir ilişki biter ve geriye dönüp baktığımızda karşımızdaki insanla ilgili uzun bir nedenler listesi çıkarabiliriz. İlgisizdi, fazla kıskançtı, yakınlaşmaktan kaçıyordu, beni anlamıyordu, ihtiyaçlarımı önemsemiyordu… Sonra başka biriyle tanışırız. Başlangıç farklıdır. Karşımızdaki insan da farklıdır. Hatta bu kez “Tamamen başka biri” diye düşünürüz. Ama zaman geçtikçe tanıdık bir duygu yeniden ortaya çıkabilir.

Yine yeterince sevilmediğimizi düşünüyoruzdur. Yine terk edilmekten korkuyoruzdur. Yine karşı tarafın ne düşündüğünü anlamaya çalışırken kendimizi tüketiyoruzdur. Ya da tam tersine, ilişki yakınlaştıkça içimizde uzaklaşma isteği beliriyordur. İşte tam burada üzerinde durmaya değer bir soru var: İlişkilerimizde gerçekten hep benzer insanları mı seçiyoruz, yoksa farklı insanlarla benzer ilişki döngülerini mi kuruyoruz? İkisi aynı şey değil. Ve tekrar eden ilişkileri anlamaya çalışırken bence asıl ilginç yer de tam burası.

Yeni Bir İlişkiye Aslında Tek Başımıza Başlamıyoruz

Yeni bir ilişkiye başladığımızda yalnızca bugünkü hâlimizle o ilişkiye girmiyoruz. Daha önce nasıl sevildiğimiz, birine ihtiyaç duyduğumuzda ne olduğu, reddedildiğimiz anlar, yakınlığın bizim için ne anlama geldiği, önceki ilişkilerimizde yaşadıklarımız… Bunların hepsi ilişkiler hakkında bazı beklentiler oluşturmamıza katkıda bulunuyor.

Bağlanma kuramının temelinde de buna benzer bir düşünce var. Bowlby (1969), erken dönem bağlanma ilişkilerimizin kendimiz ve diğerleriyle ilgili bazı zihinsel temsillerin oluşmasına katkıda bulunduğunu öne sürer. Daha sonra Hazan ve Shaver (1987), bağlanma kuramını yetişkin romantik ilişkiler bağlamında ele alarak yakın ilişkilerde de benzer bağlanma süreçlerinin incelenebileceğini göstermiştir. Bu, bugünkü ilişkilerimizin çocukluğumuz tarafından değişmez biçimde belirlendiği anlamına gelmiyor. Yetişkinlikte yaşadığımız ilişkiler ve yeni deneyimler de önemlidir. Ama geçmişten bugüne taşıdığımız bazı beklentiler, bir ilişkide yaşananları nasıl yorumladığımızı etkileyebilir.

Partnerinizin birkaç saat mesajınıza cevap vermediğini düşünün. Bir kişi: “Herhalde işi var.” diye düşünebilir. Başka biri: “Bir şey oldu. Benden uzaklaşıyor.” Bir başkası ise: “Ben de yazmayacağım. Bakalım beni ne zaman merak edecek.” diyebilir. Olay aynı. Fakat olayın temas ettiği yer farklı.

 

 

Belki de Soru “Neden Böyleyim?” Değil

Amir Levine ve Rachel Heller’ın Bağlanma kitabını okurken benim de üzerinde düşündüğüm noktalardan biri buydu: Yakın ilişkilerde verdiğimiz bazı tepkileri yalnızca kişilik özelliğimiz olarak değil, kendimizi ilişkide güvende hissetmediğimiz anlarda verdiğimiz tepkiler olarak da düşünebiliriz.

Çünkü ilişkiler söz konusu olduğunda kendimize oldukça hızlı etiketler koyabiliyoruz: “Ben çok kıskancım.” “Çok fazla düşünüyorum.” “Fazla ilgi bekliyorum.” “Biri bana fazla yaklaşınca sıkılıyorum.” Oysa bazen daha işlevsel soru “Ben neden böyle biriyim?” değil, “Yakın ilişkide kendimi güvende hissetmediğimde ne yapıyorum?” olabilir.

Bağlanma kaygısının yüksek olduğu durumlarda partnerde hissedilen bir mesafe dikkatin giderek ilişkiye yönelmesine neden olabilir. Mesajın ne zaman geldiği, cümlenin nasıl kurulduğu, ses tonundaki değişiklik ya da sosyal medyadaki küçücük bir ayrıntı bir anda çok önemli hâle gelebilir.

Levine ve Heller (2010), kitaplarında yakınlığı yeniden kurmaya yönelik bazı dolaylı tepkileri “protest davranışları” olarak ele alıyor. Kişi aslında partnerinin hâlâ ulaşılabilir olduğundan emin olmak istiyor olabilir. Fakat bunu her zaman: “Biraz uzaklaştığını hissediyorum ve bu beni kaygılandırdı.” şeklinde doğrudan söyleyemeyebilir. Onun yerine peş peşe mesaj gönderebilir, cevap vermeyerek karşı tarafın merak etmesini bekleyebilir, kıskandırmaya çalışabilir ya da partnerinin sevgisini çeşitli yollarla test etmeye başlayabilir.

Buradaki ayrım bence önemli: İhtiyaç başka, ihtiyacı ifade etmek için kullandığımız davranış başka. Yakınlık, ilgi veya güvence istemek başlı başına problem değildir. Ancak bu ihtiyacı karşılamak için kullandığımız yöntem bazen ilişkide tam tersine daha fazla mesafe yaratabilir.

Tam Burada Şemalar da Devreye Giriyor

Şema yaklaşımının sevdiğim taraflarından biri, bugünkü davranışlarımızın arkasındaki bu bağlantıları anlamaya çalışması. Young, Klosko ve Weishaar’a (2003) göre erken dönem uyumsuz şemalar; kişinin kendisi ve başkalarıyla ilişkilerine dair anılar, duygular, bilişler ve bedensel duyumlardan oluşabilen, yaşam boyunca gelişen geniş örüntülerdir. Bunu gündelik ilişkilere çevirdiğimizde kavram biraz daha anlaşılır hâle geliyor.

Örneğin kişinin ilişkilerinde sık sık harekete geçen temel beklentisi: “İnsanlar sonunda beni terk eder.” ise partnerinin mesafe koyduğu anlar çok daha yoğun yaşanabilir. Burada yalnızca: “Mesajıma cevap vermedi.” yoktur. Onun altında çok daha güçlü bir anlam bulunabilir: “Yine gidiyorlar.”

Ya da temel beklenti: “Ben olduğum hâlimle yeterince sevilebilir değilim.” ise küçük bir eleştiri yalnızca bir eleştiri olarak kalmayabilir. “Beni gerçekten tanırsa istemeyecek.” gibi çok daha derin bir yere dokunabilir. Bu yüzden bazen verdiğimiz tepki dışarıdan bakıldığında yaşanan olaydan çok daha büyük görünür. Aslında tepki yalnızca bugünkü olaya değil, o olayın bizim için taşıdığı anlamlara da verilmiş olabilir.

İlişki Döngüsü Nasıl Oluşuyor?

Bunu fark etmek ilişkinin içindeyken her zaman kolay değil. Çünkü kendi davranışımız o anda bize son derece mantıklı gelir. Bir örnek üzerinden gidelim. Partnerinizin sizden uzaklaştığını hissettiniz. Kaygılandınız. Biraz daha ilgi görmek istediniz ama bunu doğrudan söylemek kolay gelmedi. Onun yerine peş peşe mesaj gönderdiniz. “Neyin var?” diye sordunuz. “Eskisi gibi değilsin” dediniz. Belki sosyal medyada ne yaptığına baktınız. Belki gerçekten sizi sevip sevmediğini anlamak için küçük testler yapmaya başladınız. Karşı taraf bunları baskı olarak deneyimledi ve biraz daha geri çekildi.

İşte döngünün kritik noktası burası. Çünkü partneriniz geri çekildiğinde zihniniz size şöyle söyleyebilir: “Gördün mü? Haklıydın. Uzaklaşıyor.” Kaygı biraz daha artar. Siz biraz daha yaklaşırsınız. O biraz daha uzaklaşır. Bir süre sonra iki kişinin de başlangıçta istemediği bir ilişki biçimi ortaya çıkabilir.

Biri: “Beni gerçekten önemsemiyor.” diye düşünürken diğeri: “Bu ilişkide nefes alamıyorum.” diye düşünüyor olabilir. Ve iki taraf da karşısındaki kişinin davranışında kendi korkusunun kanıtını görmeye başlayabilir. Bu nedenle ilişkilerde bazen “Kim haklı?” sorusundan önce şu soruyu sormak daha açıklayıcı olabilir: “Biz şu anda birlikte nasıl bir döngü yaratıyoruz?”

Hep Aynı İnsanları mı Seçiyoruz?

“Hep aynı tip insanları seçiyorum” cümlesini oldukça sık duyuyoruz. Ama bu cümleyi biraz kurcalamak gerektiğini düşünüyorum. Gerçekten seçtiğimiz insanlar mı birbirine benziyor? Yoksa onların yanında hissettiğimiz şey mi birbirine benziyor?

Örneğin üç eski partneriniz birbirinden oldukça farklı olabilir. Ama üç ilişkide de bir süre sonra kendinizi: “Ben bu ilişkide daha çok emek veriyorum.” derken buluyorsanız, üzerinde durulması gereken ortaklık belki de partnerlerinizin kişilik özelliklerinden önce ilişkinin içinde sizin aldığınız pozisyondur. Ya da ilişkilerinizin başlangıcında yoğun bir yakınlık isterken ilişki ciddileştiğinde kendinizi geri çekilirken buluyorsanız, bu kez başka bir örüntüye bakmak gerekebilir.

Bu yüzden geçmiş ilişkileri değerlendirirken yalnızca: “Onlar nasıldı?” sorusunu sormak bana eksik geliyor. Bir soru daha eklemek gerekiyor: “Ben o ilişkilerin içinde nasıl birine dönüşüyordum?” Bence bu sorunun cevabı çoğu zaman daha fazla şey anlatıyor.

Aynı Korku, Bambaşka Davranışlar

İnsan davranışını anlamayı zorlaştıran şeylerden biri de aynı hassasiyetin herkeste aynı şekilde görünmemesi. Örneğin terk edilmekten korkan herkes partnerine daha fazla yaklaşmaz.

Bir kişi: “Beni hâlâ seviyor musun?” diyerek sürekli güvence arayabilir. Bir başkası: “Yeter ki gitmesin, benim ne istediğim önemli değil.” diyerek kendi ihtiyaçlarından vazgeçebilir. Başka biri ise: “Nasıl olsa sonunda terk edileceğim.” diyerek yakınlıktan kaçabilir ya da ilişkiyi önce kendisi sonlandırabilir.

Dışarıdan baktığımızda oldukça farklı davranışlar görüyoruz. Biraz daha derine indiğimizde ise davranışların benzer bir hassasiyet etrafında şekillenebildiğini görebiliriz. Şema yaklaşımında kişinin şemalarıyla baş etmek için geliştirdiği örüntüler genel olarak teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi başlıkları altında ele alınır (Young et al., 2003). Kısacası mesele yalnızca hangi şemamızın harekete geçtiği değil, o şema harekete geçtiğinde ne yaptığımızdır.

Neden Bize İyi Gelmeyen Bir İlişkiden Kopmak Bazen Bu Kadar Zor?

Burada özellikle dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum. Sosyal medyada sık karşılaştığımız “Çocukluğunda bunu yaşadıysan toksik insanlara çekilirsin” gibi açıklamalar psikolojik süreçleri gereğinden fazla basitleştiriyor. Kiminle romantik ilişki kurduğumuz tek bir çocukluk deneyimiyle, bağlanma biçimimizle veya tek bir şemamızla açıklanamaz.

Ama geçmiş deneyimlerimizin bize neyin tanıdık geldiğini etkileyebileceğini düşünebiliriz. Tanıdık olan ile iyi olan ise her zaman aynı şey değildir. Örneğin ilişkilerinde yakınlıkla birlikte sürekli belirsizlik yaşamış biri için sakin ve öngörülebilir bir ilişki oldukça farklı hissettirebilir.

Buradan “Güvenli ilişkiler sıkıcı gelir” gibi bir sonuç çıkarmak doğru olmaz. Fakat kişinin “çekim”, “heyecan”, “özlem”, “aşk” veya “yakınlık” olarak adlandırdığı deneyimin içinde ne olduğunu merak etmek oldukça kıymetli olabilir. Çünkü bazen yoğunluk ile yakınlığı birbirine karıştırabiliyoruz.

Araştırmalar Bu Konuda Ne Söylüyor?

Şemalar ve romantik ilişkiler arasındaki bağlantı yalnızca kuramsal olarak tartışılan bir konu değil. Ateş ve Arkar’ın (2021) 100 yetişkin katılımcıyla gerçekleştirdiği araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar ile romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmada erkek katılımcılarda özellikle kopukluk/reddedilmişlik şema alanı arttıkça romantik ilişki doyumunun azaldığı bulunmuştur. Kadın katılımcılarda ise şema alanları ile romantik ilişki doyumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.

Daha yakın tarihli bir araştırmada Kover ve arkadaşları (2024), 47 farklı cinsiyetten çiftin her iki partnerinden de veri toplayarak erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişki doyumu arasındaki bağlantıyı incelemiştir. Araştırmanın ilginç taraflarından biri, yalnızca kişinin kendi şemaları ile kendi ilişki doyumuna bakmaması; partnerler arasındaki ilişkileri de değerlendirmesidir.

Örneğin duygusal yoksunluk şeması her iki partnerde de daha düşük ilişki doyumuyla ilişkili bulunmuştur. Kadınlarda terk edilme şeması hem kendi hem de partnerlerinin daha düşük ilişki doyumuyla ilişkiliyken; güvensizlik/kötüye kullanılma şeması erkek partnerin daha düşük doyumuyla ilişkili bulunmuştur. Araştırmada başka şemalar açısından da farklı aktör ve partner ilişkileri saptanmıştır (Kover ve ark., 2024).

Fakat burada çok önemli bir ayrım var. Bu bulgular: “Terk edilme şemanız varsa sizi terk edecek insanları seçersiniz.” anlamına gelmiyor. Araştırmalar bize böyle bir nedensellik göstermiyor. Daha doğru soru şu olabilir: Kendimiz ve ilişkiler hakkındaki temel beklentilerimiz, ilişkide yaşadığımız olayları algılama ve onlara tepki verme biçimimizle nasıl ilişkileniyor? Bence araştırma bulgularını günlük hayatımıza taşırken bu ayrımı korumak önemli.

Kendi İlişki Döngünüzü Bulabilir misiniz?

Bu yazıyı okurken aklınıza geçmiş ilişkileriniz geldiyse küçük bir egzersiz yapabilirsiniz. İki veya üç ilişkinizi düşünün. Bunların romantik ilişki olması da şart değil; sizin için önemli yakın ilişkiler olabilir.

İlk olarak kendinize şunu sorun: Bu ilişkilerde en sık hangi duyguyu yaşadım? Terk edilme korkusu mu? Değersizlik mi? Görülmeme mi? Yetersizlik mi? Kontrol edilme hissi mi? Yalnızlık mı?

Sonra ikinci soruya geçin: Bu duyguyu hissettiğimde genellikle ne yaptım? Daha çok mu yaklaştım? Uzaklaştım mı? Sustum mu? Kendimden vazgeçtim mi? Karşımdakini test ettim mi? Öfkelendim mi? İlişkiyi bitirmekle mi tehdit ettim?

Son olarak: Ben böyle davrandığımda karşımdaki ne yaptı? Çünkü çoğu zaman ilişki döngümüzü tek bir davranışta değil, bütün zincire baktığımızda görmeye başlarız: Ne oldu? → Ben ne hissettim? → Bu duruma ne anlam verdim? → Ne yaptım? → Karşımdaki ne yaptı? → Onun davranışını nasıl yorumladım?

Son yorumun sizi yeniden başlangıçtaki korkunuza götürüp götürmediğine bakın. Belki de ilişkinizde tekrar eden şey tam olarak burada saklıdır.

Bu tür örüntüleri fark etmek her zaman tek başımıza kolay olmayabilir. Çünkü uzun zamandır içinde olduğumuz bir ilişki biçimi bize zamanla oldukça tanıdık, hatta bazen “normal” gelebilir. Bazen kendi yaşadığımız bir şeyi başka birinin anlattığında duymak, daha önce göremediğimiz bir bağlantıyı görünür hâle getirebilir.

Benzer ilişki deneyimleri yaşayan kişilerin bir araya geldiği destek grupları da bu nedenle kıymetli bir alan oluşturabilir. Grup içinde kişi yalnızca kendi hikâyesini anlatmaz; başkalarının deneyimlerini dinlerken kendi ilişki örüntülerine de farklı bir yerden bakma fırsatı bulabilir. Bir kişinin “Onun ihtiyacını anlamaya çalışırken kendi ihtiyacımı hiç söylemediğimi fark ettim” demesi, bir başkasında çok tanıdık bir yere dokunabilir. Ya da aynı terk edilme korkusunun bir kişide sürekli yakınlık arama, başka bir kişide ise uzaklaşma şeklinde ortaya çıktığını görmek, davranışların altında yatan ortak hassasiyetleri fark etmeyi kolaylaştırabilir.

Grup çalışmasının amacı insanlara “doğru ilişkiyi” öğretmek değildir. Daha çok kişinin kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını, yakınlık karşısında verdiği tepkileri ve ilişki içinde tekrar tekrar aldığı pozisyonu başkalarının deneyimleriyle birlikte düşünmesine alan açmaktır. Bazen bir döngüyü değiştirmeye başlamadan önce, o döngünün yalnızca başımıza gelen bir şey olmadığını; bizim de bazı anlarda onun içine nasıl girdiğimizi görebilmek gerekir.

Döngüyü Kırmak Nereden Başlıyor?

İlişki örüntülerimizi anlamanın amacı geçmişte nerede hata yaptığımızı bulmak değil. Kendimizi suçlamak hiç değil. Ama kendi hikâyemizde sürekli başkalarının ne yaptığına baktığımızda değiştirebileceğimiz alan oldukça dar kalıyor. “Bana neden bunu yaptı?” önemli bir soru olabilir. Ama yanına bir soru daha eklediğimizde alan genişliyor: “Bu olduğunda benim içimde ne oluyor ve ben bununla ne yapıyorum?” Çünkü karşımızdaki insanın davranışlarını kontrol edemeyiz. Kendi örüntülerimizi ise fark etmeye başlayabiliriz.

Bağlanma biçimlerini ve şemaları anlamak da bence tam burada işe yarıyor. Amaç kendimize “Ben kaygılıyım”, “Ben kaçınganım” veya “Bende terk edilme şeması var” şeklinde yeni etiketler yapıştırmak değil. Bu kavramları kendimizi biraz daha iyi anlayabilmek için kullanmak.

Belki de değişimin başlangıcı şu soruda yatıyor: “Bugünkü ilişkilerimde, geçmişte öğrendiğim hangi ilişki kurallarını hâlâ uyguluyorum?” Çünkü bazen partner değişiyor, yaşımız değişiyor, hayatımız değişiyor; ama ilişkinin içinde kendimize anlattığımız hikâye aynı kalıyor. O hikâyeyi fark ettiğimizde ise başka türlü davranabilme ihtimali ortaya çıkıyor. Psikolojik danışma sürecinde de tekrar eden ilişki örüntüleri, bu örüntüleri harekete geçiren durumlar, kişinin yakın ilişkilerde kendisi ve diğerleri hakkında geliştirdiği temel inançlar ve bunlarla baş etmek için kullandığı yollar birlikte ele alınabilir.

Kaynakça

Ateş, M., & Arkar, H. (2021). The Effects of Early Maladaptive Schemas on Adulthood Relationship Satisfaction. Neuropsychiatric Investigation59(4), 108-113.Bowlby, J. (1969). Attachment and Loss, Vol. 1: Attachment. Attachment and Loss. New York: Basic Books.

Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of personality and social psychology52(3), 511.

Kover, L., Szollosi, G. J., Frecska, E., Bugan, A., Berecz, R., & Egerhazi, A. (2024). The association between early maladaptive schemas and romantic relationship satisfaction. Frontiers in psychology15, 1460723.

Levine, A., & Heller, R. (2023). Bağlanma: Aşkı bulmanın ve korumanın bilimsel yolları. Aganta Kitap.

Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema therapy: A practitioner’s guide (Vol. 44). New York: guilford press.

Önerilen Okuma

Levine, A., & Heller, R. (2023). Bağlanma: Aşkı bulmanın ve korumanın bilimsel yolları. Aganta Kitap.

Call Now Button